Çok uzun zamandır yazmak için kendimi ikna etme aşamalarından geçerek, sonunda bana dokunanları yazmanın ve yazdıklarımın da başkalarına dokunmasının kapısını aralamanın tatlı bir telaşıyla aldım kalemi elime...
Epeydir bir kuş bakışı izlediğim dünyanın ve ülkemin içinde olanlara duyarsızlıktan değil de, fazla sağduyudan içine kapanan bir Münzevi gibiydim. Kendi süzgecimden geçirirken hak terazisini de işin içine katınca inanın toparlaması epey vakit aldı diyebilirim...
Lakin Bununla birlikte içsel bir inşa sürecini sarsacak her gün başka başka hadiseler yaşanan Caanım Ülkemde her olanı bilmenin de kendi pusulama zarar vereceğini düşünerek ve tüm bunlara rağmen olanlar içinde neyi yazacağıma karar verme vakti de gelmişti aslında. Hatta kaleme almak istediğim başka mühim meseleleri düşünürken şu "mizah" konusu beni tuhaf bir şekilde içine aldı. Çünkü biz toplum olarak izah edemediklerimizi mizah edip kendimizi bir nebze olsun rahatlatırız. Ciddi bir zeka isteyen bu işin de yalnızca zekayla bir işe yaramadığına da son dönemlerde hezeyanlarla şahit oluyoruz. İçten içe bizi güldüren, zaman zaman kendimizle yüzleştiren, kendi acılarından bir mizah yapıp o acının üzerimizdeki etkisini hafifleten bir toplumken en sonunda haddimizin sınırlarını orada da aşıp, iyi hissedebilmenin o komik kısmını da kirlettik sanırım.
Erdem ahlakının en üstün olanı kendini bu alanda yani ahlak konusunda güncelleyebilmek gündemimiz olmalıyken, tezahürünü, izahını hiçbir din adamının, bilimin, hatta ilimin dahi tam manasıyla açıklayamadığı kutsalımız üzerinden devşirilmiş bir mizahı sanat çerçevesinde değerlendirmek pespayiliğin en çirkin tablosuydu. Üstelik Yaratıcıyı da onun verdiği zekayla buna konu etmek aptallığın ve bir insan olarak talihsizliğin en acı boyutlarındandı. Kişinin ya da kişilerin kim olduğunun pek önemi olmadan söyleyebilirim ki; öyle çoğaldı ki şu nerede duramayacağını bilemeyen insanlar, İşte bu zamanda gerçekten kalbinde bir inanç olanı koruyan sükunet içinde bir hakikatle baş başa olma halidir dostlar.
Gelin görün ki, insan Dünya'ya bir günde küsmez.
Birisine şaka yaparken dahi onu incitir miyiz diye düşünen, hatta şakadan hoşlanmıyorsa yapmamayı tercih eden insanların olduğu güzel Ülkemde sırf komik bulduğu için neye güldüğünü sorgulamayan insanların da varlığını bu kadar çirkin öğrenmek artık kendimizle yüzleşmenin ve ahlâki değerlerimizi inanan veya inanmayanlar olarak sorgulamanın vaktinin son aşamada olduğunun en acı gerçeğidir. Dengesini kaybettiğimiz uçlarda yaşama potansiyellerimizi akıttığımız alanlar girerek yozlaşırken, özünden, kimliğinden kopan bireylerle dolduğumuz bir ülkeye koşar adım gittiğimiz de apaçık bir gerçektir. Çünkü bir ülkede Sanat Siyaset gibi topluma yön verip anlam katan alanların geldiği noktalar o toplumun ahlakı hakkında bize oldukça çok şey söyler.
''Her istediğini söyleyebilme ve yapabilme özgürlüğünün Özünde ahlâkın üstünlüğünü istikbalimizin Kurtuluş meşalesi olarak elinde taşıyan ve asıl özgürlüğü böyle tanımlayan bir Peygamberin ümmeti olarak, Yaradanın verdiği akılla onun emrine kafa tutan şeytanın bedbahtlığı hadisesi sanırım insanoğlunun üzerine daha çok örneklerle açıklayacağı gündemimizin en eskimez ve en sahih başlangıç noktasıdır. ''
Üzücü olan ise yörüngemizi "inanıyoruz" kelimesi altında gizlediğimiz sapkınlıklarla kaybediyor olmamızdır. Konfordan, varlıktan, güçten üstünlük elde ederek her istediğini söyleyip yapabilmeyi kendine hak görenin hakikatten habersizliği, dünyayı yaşanır bir yer olmaktan epey uzaklaştırdı.
Daha kendini yönetemeyenlerin toplumu yönetebilmesi ve Akil olması ne kadar acı ise, normal şartlarda kendisiyle alay edilmesine büyük bir öfke ile karşılık verecek olanların da, Yaradanla bu akılda alay edebilmesi aynı oranda acıdır.
Velhasıl;, Zekanın ahlakla olan muhteşem ilgisi ve harmanlanmış hali üzere okuduğum en iyi kitaplardan olan ''Danıel Keyes'in kaleminden çıkmış Algernon'a Çiçekler kitabı çok düşük bir IQ ile doğan Charlie'nin duygu dolu dünyasını okuduktan sonra, sorgulamaya başladığım ve ardından da, İskender Pala'nın kaleminden çıkan ''Bülbülün Kırk Şarkısı'' siyer kitapları bana açılan kapılar neticesinde yörüngemi tam merkeze çevirip, ayaklarımı o kutsal topraklara, yani Mekke'ye götürdü. Ve tam istikametimin neresi olduğunu kavramama anahtar olan bu yolculuk, en Sevgilinin zekasıyla ahlakının arasındaki bağı anlayabilmem için verilmiş en kıymetli hediyeydi.
Şimdi çok daha net söyleyebilirim ki, yörüngesinde dönmediğiniz bir Kabeniz yoksa, pusulanız daima şeytan olacaktır.
Ve yörüngesini kaybeden bir toplum, gittiği her yolu kendine hak sanarak, insan olmanın erdeminden uzaklaşacaktır.
Yorumlar
Kalan Karakter: